BGC ve ÇGD'nin Uğur Mumcu rekabeti

BURSA, 22 Ocak 2014 Çarşamba, 13:45

[gallery ids="11099,11100,11101,11103"] Usta gazeteci Uğur Mumcu ölümünün 21.yıldönümünde yürüyüşle anılacak. Ancak bu yürüyüş Bursa'daki iki basın örgütünü karşı karşıya getirdi. BGC, 21 yıldır katıldığı yürüyüşe bu yıl katılmama kararı aldı. Buna alternatif olarak Uğur Mumcu'nun ağabeyi Ceyhan Mumcu BGC'nin anma toplantısına katıldı. 24 Ocak'ta ÇGD organizatörlüğünde Setbaşı'ndan Heykel'e yapılacak yürüyüşe BGC üyeleri katılmayacak. BGC'NİN YAPTIĞI ETKİNLİK 21 yıl önce suikastta katledilen gazeteci yazar Uğur Mumcu’nun ağabeyi Ceyhan Mumcu ile arkadaşı Ali Sirmen, Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nce düzenlenen anma toplantısında Uğur Mumcu’yu anlattılar. Basın Kültür Sarayı Uğur Mumcu Etkinlik Salonu’nda gerçekleşen toplantı, BGC Başkanı Nuri Kolaylı’nın giriş konuşması ve BGC’nin hazırladığı Basın Şehitleri belgeselinin izlenmesi ile başladı. Başkan Kolaylı,  1993’ün 24 Ocak sabahında Uğur Mumcu’nun aracına bomba yerleştiren canilerin çok profesyonelce ve ancak profesyonel ordularda bulunabilecek öldürücü etkisi mutlak bir patlayıcıyı kullandıklarını hatırlatarak “Çünkü Türkiye’nin aydınıydı Uğur Mumcu. Ayakları sımsıkı bu ülkenin toprağına basıyordu. Bu ülkenin sesi ve soluğuydu. Bu yüzden öleceğinden emin olmak istediler… Uğur Mumcu Türkiye’nin demokratıydı. Haksızlığın ve hukuksuzluğun, yalanın ve dolanın üzerine gidiyordu. Cumhuriyet’in, Atatürk ilkelerinin ve özgürlüğün yorulmaz savunucusuydu. İşte;  katline sebep suçu, bu ve bunlardı Uğur Mumcu’nun” diye konuştu. Kolaylı, cinayetin ardından devlet ve hükümet yetkililerinin katillerin bulunacağına dair namus sözü verdiklerini de ifade ederek,  o günden bu yana Uğur Mumcu’nun yalnız meslektaşlarının değil, yediden yetmişe bütün yurttaşlarının da  “bulun katilleri” diye her yıl, her 24 Ocak’ta sokaklara dökülüp haykırdıklarını söyledi. Kolaylı, “Bugün bütün açıklığıyla görüyoruz ki, o sözleri verirken yalnızca uyutmak istiyorlardı bizi. Uyutmak istiyorlardı milyonları...  Ama unutmayacağız, unutturmayacağız ve hep haykıracağız. Katilleri bulun!” dedi. Kolaylı konuşmasını şöyle tamamladı: “Bu toprağın aydınlarına sahip çıkmadıkça, cinayetlerin ardındaki karanlığı aydınlatmadıkça ne Mumcular, ne Emeçler ne Aksoylar, ne İpekçiler, ne Üçoklar, ne Kışlalılar, ne de Dinkler yattığı yerde rahat edecek, edebilecek… Günümüzde, gazetecilerin yazdıklarından dolayı tutuklandığı, yıllarca cezaevlerinde kaldığı bir süreci de hep birlikte yaşıyoruz. Meslektaşlarımızın tutuklanmalarına ve yargılanmadan cezaevinde tutulmalarına her platformda tepki gösteriyoruz, tepki göstermeye devam edeceğiz. Mustafa Balbay bir süre önce özgürlüğüne kavuşsa da başta Tuncay Özkan olmak üzere tutuklu tüm gazetecilerin serbest kalması ve özgür yargılanması için mücadelemizi aralıksız sürdüreceğiz.” BİLME VE ÖĞRENME HAKKI Nuri Kolaylı’nın konuşmasının ardından geçilen panelde konuşan Ceyhan Mumcu, Uğur Mumcu’nun ilk gazete yazısını Ankara Deneme Lisesi Fen Bölümünde öğrenciyken, aynı okulun edebiyat bölümü öğrencisi Doğu Perinçek’in çıkardığı duvar gazetesine yazdığını anlattı. Babaları Hakkı Mumcu’nun, 1936’da mahkemeye başvurarak “Şinasi” adını aldığını aktaran Ceyhan Mumcu;  aklı erip de, bunu neden yaptığını sorduğunda babasının kendisini,  “Benim için en büyük devrimci Şinasi’dir. Çünkü ilk gazeteyi yayımlayıp gerçeğin peşinde koşmuş ve onu halka ulaştırmaya çalışmıştır” diye yanıtladığını söyledi. Uğur Mumcu’nun, bu tarihte gazetecilik gibi bir mesleği düşünmemesine karşılık, sonrasındaki gerçeğe bağlılığında babasının basın mesleğine bu yaklaşımı ile anlayışının payının olduğunu belirten Ceyhan Mumcu, “Gerçeği bilme ve öğrenme hakkı temel bir insan hakkıdır. Anayasalar insan haklarından söz ederek başlar, ama hiçbirinde bilme ve öğrenme hakkının temel insan hakkı olduğundan söz edilmez.  Oysa bu insan olmanın, yurttaş olmanın temel gereklerindendir ve en temel haklardan biridir. Arzu ederim ki bizim anayasamız da bunu vurgulayarak başlasın” dedi. Günümüzde gazeteciliğin “yandaş gazetecilik” gibi kavramlar ve bunu benimsemiş insanların tutumları yüzünden “kirletildiğini” ifade eden Ceyhan Mumcu, “Hiçbir gazeteci, “yandaşlık” ünvanını benimsememeli ve bunu kabullenmemelidir. Çünkü “yandaşlık”, insanların bilme ve öğrenme hakkını reddetmektir. “Yandaşlık”, bile isteye bildiği doğruyu gizlemek ve halka gerçeğin yerine yalan söylemektir. Bu gazetecilik mesleğini ve faaliyetini de reddetmek anlamına gelir ve hiçbir gazeteciye yakışmaz” diye konuştu. Uğur Mumcu’nun öldürülmesinin üzerinden 21 yıl geçmesine karşılık, hemen her gün medyada adından söz edildiğini, televizyon programlarındaki tartışmalarda yazılarına, sözlerine atıf yapıldığını ve siyasal duruşu ile ona en karşı olanların bile Uğur Mumcu’yu çeşitli vesilelerle anmak zorunda kaldıklarını kaydeden Ceyhan Mumcu,  şöyle devam etti: “Bu bakımdan, Uğur Mumcu’yu öldüremediklerini, Uğur Mumcu’nun yaşadığını söyleyebiliriz. Baktılar ki hoşlanmadıkları yazarları, gazetecileri, aydınları öldürmek maksada hizmet etmiyor; uyduruk kanıtlarla tutuklayıp hapishanelerde çürütmeye başladılar. Mesela Silivri’de yatanlardan Hikmet Çiçek’in niçin orada olduğunu hiç kimse açıklayamıyor. Ergün Poyraz daha da kıdemli bir gazeteci, ama hükümetin hoşuna gitmeyen bir kitap yazdı diye yıllardır içerde.  Mustafa Balbay çıktı neyse ki, ama Doğu Perinçek de gazeteci ve asıl olarak yazdıkları nedeniyle orada tutuluyor… Ergenekon Davası denilen davanın nasıl açıldığını hepimiz biliyoruz. O gecekonduda bulunduğu iddia edilen bombalar, bilmem nerede bulunan silahları gerçek mi sanıyorsunuz? Mahkemede bu işlerin nasıl düzenlendiğini bütün yönleriyle ortaya koyduk, ama dinleyen kim! Uğur Mumcu’yu andığımız bugün, Türkiye’nin en öncelikli, en acil meselesi bu insanların tahliyesidir! İktidar partisindeki, muhalefet partilerindeki gerçekten milletvekilimiz olan milletvekillerine sesleniyorum. Bu çağrım milletvekillerimizin hepsinedir! Başbakan, ‘sahte delillerle ve sahte tanıklarla, kanun dışı dinlemelerle insanları mağdur ettiler ’ dedi.  Başbakan bunu görüyorsa, sizin de görmeniz gerekir. Görüyorsunuz da… Çünkü saklanacak gibi değil.  O zaman daha neyi bekliyorsunuz? Silivri’de, Başbakan’ın belirttiği yöntemler kullanılarak içerde tutulan insanların derhal salıverilmesini sağlamak için daha ne olması gerekiyor?” Konuşmasında, 17 Aralık sonrasındaki tartışmalara da değinen Ceyhan Mumcu, bu tartışmaların odağındaki isimlerden savcı Zekeriya Öz’e “devletin savcısıdır” diye kalkan olmaya kalkışanları anlayamadığını söyledi. Ceyhan Mumcu, sözlerini şöyle sürdürdü: “O savcının neler yaptığını yaşadık. Ergenekon davasında usulüne uygun bir iddianame bile yoktur ortada. Önceden ayarlanmış gizli tanıklar, dinleme kayıtları, telefon konuşmaları, insanların bilgisayarlarına elektronik posta yoluyla yerleştirilmiş veya düpedüz imal edilip ‘evinde, bilgisayarında bulundu’ denilen bilgiler… ıvır, zıvır ne varsa bunlar yığın halinde boca edilmiş, ama usulüne uygun bir iddianame aramayın!..  Bunun ne kadar vahim bir durum olduğunun ayırımına varamayanlar, o savcıyı savunmaya kalkışıyor. ‘Cemaat’ bu vartayı atlatır ve bu işlerine yeniden dönerse bunun sorumluluğu açıkça, o savcıya kalkan olanların üzerinde kalır… Şimdi, mesele şudur: İktidarda yolsuzluk, usulsüzlük yapanlarla demokratik yollardan mücadele ederiz, seçim sandıklarında hesaplaşırız; ama okyanus ötesinin emirlerine göre davrananlarla nasıl mücadele edeceğiz? ‘Devletin savcısını savunuyorum’ diyenlerin önce bu soruya cevap vermeleri gerekir…” Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu ile ilgili tutumunu da eleştiren Ceyhan Mumcu, “ Abdullah Gül, ‘ne yapayım; mahkeme bırakmıyor. Adli Tıp Kurumu’ndan bana gelmiş bir rapor da yok’ diyor. Hilmioğlu, Başbakan’ın söylediği gibi sahte deliller, sahte tanık ifadeleri gönderildiği Silivri’de yaşam mücadelesi veriyor. Bütün hekimler bunu söylüyor, bütün Türkiye bunu görüyor, ama cumhurbaşkanı göremiyor ve bekliyor ki Adli Tıp kendisine Hilmioğlu’nun durumu ile ilgili rapor göndersin!..” “Cemaat” lideri Fethullah Gülen’in bir dönem, İşçi Partisi’nin Genel Başkanı Doğu Perinçek’le buluşup sohbet etmek, bu sohbeti belgelemek için de birkaç kare fotoğraf çektirmek için ricacı aracılar gönderdiğini de savunan Ceyhan Mumcu, “Şimdi bunu inkar edeceklerdir. Böyle bir şey olmadı diyorlarsa, yemin etsinler” dedi. BAĞIMSIZ, TARAFSIZDI AMA MİLİTAN GAZETECİYDİ Ali Sirmen, anmaya katılan dinleyicileri “barışın, özgürlüğün, demokrasinin, devrimin ve Mustafa Kemal’in dostları” sözleriyle selamlayarak başladığı konuşmasını Uğur Mumcu ile ilgili anılarını ve Uğur Mumcu’nun insan, gazeteci ve aydın kimliğinin ayırt edici özelliklerini anlatarak sürdürdü. Uğur Mumcu ile üniversite yıllarında, bir münazara için gittiği Ankara Hukuk Fakültesi’nde tanıştığını anlatan Sirmen, “O zaman Uğur Mumcu, Ankara Hukuk Fakültesi’nin öğrenci derneği başkanıydı. Çok iyi bir münazaracıydı, ama o gün katılmadı.  Sonrasında dostluğumuz hep devam etti. 12 Mart’ta tutuklayıp içeriye attılar. Ben de tutukluydum. O süreçte arkadaşlığımız daha da pekişti. Pek çok suçlama getirdiler, ama hepsinden beraat etti. Buna karşılık ‘Sakıncalı Piyade’ yapmaktan geri durmadılar. Bunlar da bittikten sonra Yeni Ortam’da yazmaya başladı. Aynı gazetede bir araya geldik o zaman. Bir iki gün içinde parladı. Ne olacağını, yazı mesleğini nasıl sürdüreceğini o ilk bir iki günde açıkça belli etti. Ondan sonra da o yolda hep yürüdü” diye konuştu. Tanımayanların Uğur Mumcu’yu “çatık kaşlı, kararlı, tutumunda katı ve sert” kabul edebileceklerini, ama bunun doğru olmayacağını ifade eden Sirmen,  sözlerini şöyle sürdürdü: “Uğur Mumcu güleryüzlü, hoşgörülü, her zor durumdan gülünecek bir taraf çıkartan adamdı. Bir gün evinde bir siyasi parti lideriyle görüşmesi vardı. Sorularına yanıt alamıyor, ama düpedüz sıkıştıramıyordu da. Sonra bir ara odadan çıktı; Güldal Mumcu öyle kararlı sorular sordu, öyle sıkıştırdı ki Uğur odaya döndüğünde rahat bir soluk aldı adamcağız. Uğur’un, kırıcı olmamak için gösterdiği özeni de anlamış olmalıydı. ‘İyi ki sizinle görüşüyorum, Güldal Hanım’la değil’ diyerek açıkladı da bunu. Uğur Mumcu’nun somurttuğunu, surat astığını hiç hatırlamam. Hep güleryüzlüydü, şakacıydı. Dostlarının da her zaman yanındaydı. Ne zaman biri içeri girse veya hastalansa veya başına olumsuz bir hadise gelse, Uğur’u yanında bulurdu. Avukat Turgut Kazan, 12 Eylül’de hapistekilerle kendisinden çok Uğur Mumcu’nun görüştüğünü söyler… Su kadar berrak, su kadar şeffaftı. Hani, o aslında Nazım Hikmet için yazılan, ama Uğur’un ölümünden sonra hep onun için söylenen ‘Yiğidim, Aslanım…’ şarkısındaki sözler gibi: Su gibi aydın, su gibi aydınlıktı… Candan bağlıydı bütün dostlarına, bütün arkadaşlarına. Arkadaşlarının ve dostlarının birbiriyle görüşmesini, dost olmasını da ayrıca ister, bunun için çaba harcardı. Bunu, pekala sağladığını da söylemeliyim. Uğur Mumcu’nun eski arkadaşları bugün de dost ve arkadaştırlar birbiriyle. İyi bir aile babasıydı da Uğur Mumcu. İstanbul’a geldiğinde bizde kalırdı. Telefona çıkan Güldal mı, özgemi, özgür mü anlaşılırdı. Ama ayırmadan kullandığı sözcüğü “canım’dı. Mine (Sirmen), birkaç kez Uğur Mumcu’nun Güldal ve çocuklarla ilişkisindeki sıcaklığı örnek gösterip başıma kakmıştır halimi. Uğur Mumcu Mustafa Kemal’ciydi, kuvvacıydı, ulusalcıydı, aynı zamanda sosyalistti ve emekten yanaydı. Demokratik, laik ve şeffaf bir topluma inanırdı. Kurtuluş Savaşı’nın antiemperyalist bir mücadeleyle kazanıldığını, bağımsızlığın ve cumhuriyetin bu mücadelenin bir sonucu olduğunu düşünürdü. Uğur Mumcu basın özgürlüğünü, halkın haber alma hakkı ve özgürlüğü, halkın gerçeği bilme özgürlüğü olarak anlıyordu. Bir bilgiye ulaştığında bunu kendine saklamayı asla düşünmez, ne yapıp edip yazardı. Bir keresinde bir arkadaşı ile ilgili bir bilgi ulaştı eline. Çok sıkıntılıyım, ama bunu yazmak zorundayım demişti, yazdı da. Arkadaşı ile görüştü, ona anlattı yazmak zorunda olduğunu ve yazdı. Uğur Mumcu tarafsızdı, bağımsızdı ama aynı zamanda miltandı. Her zaman bağımsızlığın, demokrasinin, insan haklarının, ezilenlerin haklarının, emeğin haklarının ve devrimlerin yanında oldu. Olaylara hiçbir zaman tarafgir bakmadı, ama düşüncelerde, kavramlarda taraf oldu. Emeğin tarafında oldu hep…” Ali Sirmen, Uğur Mumcu’nun gazeteci ve aydın olarak bu tutumu ve özellikleri nedeniyle basın dünyasında hep güvenilen, hep saygı duyulan bir isim olduğunu, öyle de kaldığını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı: “Uğur Mumcu güzelim yüreği, bilgisi aklı, hüneri ve gerçekten müthiş diyebileceğim, öyle de olan hukuk sezgisiyle hepimize çok katkıda bulundu. Yalnızca biz meslektaşlarına değil, tüm yurttaşlarına gerçeği görmeleri, anlamaları anlamında büyük katkıda bulundu. Hepimiz Uğur Mumcu’yu çok özlüyoruz, çok arıyoruz…” ÇGD'DEN DAVET Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli aydınlardan birisi olan Uğur Mumcu'nun katledilişinin üzerinden tam 21 yıl geçti. Evinin önünde düzenlenen bombalı suikast sonucu hayatını kaybeden Mumcu ve daha onlarca aydınımızı aramızdan alan eli kanlı katiller ne acıdır ki, ortaya çıkarılmadı. Biz, ÇGD olarak geçen 21 yılı, Mumcu'nun taşıdığı ve yaşatmamızı borç bıraktığı değerleri unutmuyoruz. Geçen 21 yıla rağmen meslektaşlarımızın ve halkın da unutmamasını istiyoruz. Toplumsal vicdanı ve adaleti ayaklar altına alan bu yıkımı protesto etmek, adalet ve demokratik bir Türkiye’de yaşama isteğimizden asla vazgeçmediğimizi bir kez daha haykırmak üzere yine alanlarda olacağız. Özgür ve demokratik bir ülke için emek harcayan ve bu uğurda can veren Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Abdi İpekçi, Metin Göktepe, Çetin Emeç ve katledilen onlarca aydınımızla gurur duyduğumuzu haykırmak için 24 Ocak 2014 Cuma günü Setbaşı Mahfel önünde saat 12.00’de toplanacağız. Setbaşı'ndan Atatürk Anıtı’na kadar yürüyecek ve hep bir ağızdan demokrasiye ve ülkemizin aydınlık geleceğine sahip çıktığımızı bir kez daha göstereceğiz. Mumcu'yu ölümünün 21. yılında yeniden saygıyla anıyoruz. Tüm yurttaşlarımızı “ UĞUR MUMCU’YU ANMA” yürüyüşümüze katılmaya çağırıyoruz.

BURSA 22 Ocak 2014 Çarşamba, 13:45

Benzer Haberler

Bursa'da ormanlık alanda kaçak kazı: 2 gözaltı

Bursa'nın İznik ilçesinde jandarma ekipleri,...

Bursa'da kavşakta kaza: 5 yaralı

Bursa'da kontrolsüz kavşakta iki otomobilin...

Bursa'da kimyasal kazada 1 işçi öldü, 1'i hastanede

Bursa'nın İnegöl ilçesinde bir orman ürünleri...

4 yaşındaki oğlunu öldüren anneye müebbet

Yozgat'ta 4 yaşındaki oğlunu öldürdüğünü itiraf...

Bursa'da itfaiyeden iki ayda binlerce müdahale

Bursa Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire...

Arda Güler: Tek hayalimiz Dünya Kupası

Milli futbolcu Arda Güler, A Milli Takım'ın en...